Doğruyu Doğru Anlamak
Hakikat, her zaman vardır; Fakat onu doğru bir şekilde görmek ve anlamak basiret ister. Bugün bilgiye erişimin kolaylaştığı bir çağda yaşıyoruz; ama ne yazık ki hakikate ulaşmak, her zamankinden daha zor hale gelmiştir. Çünkü doğru; bazen yalanla karıştırılmış, bazen menfaatle örtülmüş, bazen de taassup perdesiyle gizlenmiştir. ‘Doğruyu doğru anlamak’ sadece bir akıl işi değil; aynı zamanda samimiyet, adalet ve Allah korkusuyla birleşmiş bir kalp işidir. Hak olan bir söz, yanlış bir yerde söylendiğinde batıla hizmet edebilir. Aynı şekilde batıl olan bir görüş, güzel ambalajlarla hak gibi sunulabilir.
Bu bölümde ‘Hak’ nasıl tanınır ‘Doğru ile yanlış nasıl ayırt edilir ve doğruyu eğmeden, bükmeden, çıkarsızca savunmak nasıl olur’ Sorularına cevaplar aranacaktır. Çünkü bir toplumun kurtuluşu, ancak hakkı bilmek ve ona hakkıyla uymakla mümkündür.
Bir şeyleri doğru anlayamamanın birkaç sebebi vardır? Birinci sebep doğru bilgi’yi elde edememek. Yani, yanlışların doğru olduğunun zannedilmesi ile alakalıdır. İkinci sebep, olaylara ideolojik ve fanatizm gözü ile bakmak. Yani, futbol fanatikliği veya ideolojik fikir sahipliliği gibi? Üçüncü sebep, art niyet, inat veya cehalet ile alakalıdır. Son olarak, kişinin iç dünyası yani nefsi ile alakalı olup, doğruları hazmedememe hastalığından dolayı diyebiliriz. Yani, kâfirlerin nefislerine uyup küfürde inat ettikleri gibi.
Tabi burada doğru ve yanlışın ne olduğunu da açıklamak gereklidir. Malumunuzdur ki, şer’i manada doğru birdir, yanlış ise pek çoktur. Bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu anlayabilmemizin iki yolu vardır? Biz meseleyi hem Nakli hem de Akli yönü ile ele alacağımızdan dolayı örneklerimizde bu manada olacaktır.
Bir şeylere doğru diyebilmemiz için o şey hakkında hem Nakli hem de akli delillere ihtiyacımız vardır? Nakli delillerimiz bildiğiniz üzere Kitap ve Sünnettir. Akli delillerimiz ise, Felsefe ve Mantık usulüdür. Bir şeyin doğruluğunu tescilleyebilmemiz için bu delilleri doğru kullanarak ilerlememiz gereklidir. Mesela; Nakli delil olarak Allah’ın bir olduğunu ispatlayıp doğruluğunu tescilleyebilmemiz için İhlas Suresinin birinci Ayetindeki ‘O Allah’tır, bir tektir’ Ayetini kullanabiliriz.
Aynı şekilde Allah’ın bir olduğunu Akli delil ile ispatlayıp doğruluğunu tescilleyebilmemiz için ise ‘Alem de bir den fazla yaratıcı olsaydı evrende ve yeryüzünde düzenin bozulup hayatın yaşanmaz bir hale geleceğinin örneğini Akli delil ile verebiliriz. Veya insan aklına uygun olabilecek daha başka örneklerde sunabiliriz.
Mesela; Bir ülkeyi bir Kral değil de üç veya beş Kral yönetseydi o ülkede huzur veya kalkınma olabilirmiydi gibi başka akli örnekleri de verebiliriz. Velhasıl bunlar gibi birçok Nakli ve akli deliller sunabiliriz. Eğer karşınızdaki kişi Müslüman değil de bir ateist ise, zaten ona sadece Nakli deliller sunmak mantıksız olur? Çünkü adam Allah’a inanmıyor ki gönderdiği Kitaba da inansın? Bu sebepten ona sadece Nakli delil sunmak yetmez. Ona hem Nakli hem de Akli deliller sunmalısınız.
Özelliklede Akli delilleriniz çok güçlü olmalıdır. Tabi bunun içinde Kelam, Felsefe ve Mantık ilimlerine azda olsa hakim olmanız gereklidir. Doğru, doğruluğunda şüphe olmayan Nakli ve Akli deliller ile ispatlanmış veya ispatlanabilirliğine bir engel teşkil etmeyen, sadece Akli deliller ile bile olsa ispatlanması mümkün olabilen kahir çoğunluğun doğru dediği şeylerdir. Mesela; Bugün dünyanın hangi bölgesinde olursanız olun, İstanbul’da ki Ayasofya Cami’yi hiç görmemiş olsanız bile yine de o Cami’nin varlığına inanırsınız değil mi?
Çünkü insanlığın kahir çoğunluğu o Cami’nin var olduğunu söylüyor. O Cami’nin varlığını Müslümanlar da, Hıristiyanlar da, Yahudiler de ve hatta ateistler bile kabul ediyor. Kaldı ki hiçbir yanlış ve yalan asırlar boyu doğru diye teyit edilerek varlığını sürdüremez. Bu varlığı ancak ve ancak doğrular sürdürebilir. Zannedersem doğrulara nasıl ulaşılabilir hususunda azda olsa bilgi sahibi olduk inşallah. Zaten hiçbir doğru akla aykırı olamaz? Allah insan aklını doğruları kabullenebilecek bir fıtrat üzere yaratmıştır. Siz bakmayın öyle kafirlerin veya ateistlerin inkarlarına! Onların ki inattan başka bir şey olmayıp nefisleri ile alakalıdır.
Doğruyu doğru anlamak sadece bir bilgi meselesi değil, aynı zamanda bir sorumluluk ve eylem meselesidir. Doğruyu bildiği halde gereğini yapmayan kişi, hakkı sadece tanımış ama onu yaşamamıştır. Oysa hakikat, tanındığında değil; Uğrunda sabırla mücadele edildiğinde anlam kazanır. Bu bölümde öğrenilen gerçekler, sadece zihni değil; Kalbi ve hayatı da yönlendirmelidir. Çünkü hakikat, hayata geçmediği sürece tam anlaşılmış sayılmaz. Şimdi görev, doğruyu savunmakla kalmayıp; Onu adaletle, samimiyetle ve istikametle yaşamaktır. Allah’ım, bizlere doğruyu doğru anlatmayı ve doğru anlamayı nasip edip, anlayışlarımızı kuvvetlendir. Amin
Kaynak: Celal Yağmur’un Türkiye’de İslam adlı kitabından