Sunum: Allah’ın haram kıldığına helal, helal kıldığına da haram diyenler den daha ZALİM kim olabilir! Ey insanlar, Allah’ın ayetlerini kendi menfaatleriniz ile değiştirmeyiniz. Kendi fikir ve ideolojileriniz için Allah’ın ayetleri ile oynama yapmayınız. Biliniz ki Allah’a saygı ve itaat her şeyden üstündür. Hatırlayınız ki, O’ sizi bir ateş çukurunun kenarında bulmuştu.
O’ nun rahmeti ve kudreti olmasaydı hepiniz o çukura yuvarlanacaktınız! O halde, ne diye Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini inkar edersiniz. Yoksa siz Allah’ın sizin yaptıklarınızdan habersiz olduğunu mu düşünüyorsunuz. Bilin ki Allah gökte olanı da yerin altında olanı kalplerinizde gizlediklerinizi de en iyi bilendir. O’ alim’dir ve sonsuz kudret sahibidir.
Laik Sistemde Oy Kullanmak:
Modern Müslümanların en çok tartıştığı konulardan biri şudur ‘Laik sistemlerde oy kullanmak caiz midir’ Bir tarafta oy vermenin tağuti düzeni desteklemek olduğunu söyleyenler varken, diğer tarafta oy kullanmayı İslam’ın maslahatını koruma aracı olarak görenler vardır. Bu yazıda her iki görüşü delilleriyle ele alacağız.
Kur’an’dan Delil:
‘Allah size, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emrediyor’ (Nisa 4/58) Bu ayet, oy vermeyi bir emanet olarak gören Alimler için temel delildir. Oy, yöneticiyi seçmek ve toplumun idaresini birine teslim etmektir. Bu nedenle emanetin ehline verilmesi gerekir ‘Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse; işte onlar kâfirlerin ta kendisidir’ (Maide 5/44) Bu ayeti öne süren karşıt görüş, laik sistemlerde oy kullanmanın küfre ortaklık olduğunu savunur.
Hadisten Delil:
‘Sizden kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin; gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir’ (Müslim, İman 78)
Oy vermeyi caiz görenler bu hadise dayanarak, zararın azaltılması için oy kullanmanın bir “mücadele yöntemi’ olduğunu savunur.
Caiz Gören Görüş: Maslahat ilkesi:
Şer’i hükümlerde maslahat (toplumun genel faydası) esastır. Oy kullanmakla daha az zararlı bir yöneticinin iş başına gelmesi sağlanabilir. Zaruret hükümleri: ‘Zaruretler haramı mubah kılar’ ilkesi gereğince, mevcut sistemde Müslümanlar daha kötü bir yönetimi önlemek için oy kullanabilir. Ehliyetli kişiye destek: Oy, İslam düşmanlarını engellemek ve dine daha yakın adayları desteklemek için bir araçtır.
Destekleyen Alimler ve Siyasetçiler:
Yusuf el-Karadavi: Oy kullanmak bir şahitliktir. Müslümanların İslam’a en az zarar veren kişileri seçmesi vaciptir. Muhammed Emin Şenkiti: Laik sistemde oy kullanmak, İslam’ın maslahatını korumak için yapılabilir. Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan gibi siyasi aktörler, yıllarca İslami hizmet için seçimleri kullanmışlardır.
Caiz Görmeyen Görüş:
Laik sistem, Allah’ın hükmünü reddeder. Bu sistemin bir parçası olmak, onu meşrulaştırmaktır. Hak ile batıl karışır: İslam’da egemenlik Allah’a aittir. Oy vermek, halkın egemenliğini kabul etmektir ki bu şirktir. Taviz verme riski: Oy vererek sistemle uyum sağlayan bir Müslüman, zamanla bu düzenin parçası hâline gelir.
Destekleyen yapılar:
Hizb-ut Tahrir:
Oy kullanmayı kesinlikle reddeder ‘Tağutî sistemin bir parçası olunamaz’ der. Bazı Selefi gruplar: Oy vermeyi haram hatta şirk olarak tanımlar.
Orta Yol Yaklaşımı:
Bazı Alimler iki uç yaklaşımı da aşırılık olarak görüp daha dengeli bir bakış açısı sunmuştur: Mevdudi: ‘Eğer sistem tamamen gayrimeşruysa bile, Müslümanların maslahatını gözetmek için geçici olarak bu yöntemler kullanılabilir’ İbn Baz ve el-Elbani (selefi görüşte bile mutedil çizgi) ‘Eğer oy kullanmamak, İslam düşmanlarının kazanmasına neden olacaksa, ehven-i
şer olarak kullanılabilir’
Türkiye Örneği:
Türkiye’de seçimler uzun yıllar boyunca İslami değerlere sahip bireylerin iktidara gelmesinde etkili olmuştur. Dindar nesil yetiştirme hedefi, özgürlüklerin genişlemesi ve İslami eğitimin yaygınlaşması gibi kazanımlar; oy kullanmanın ‘bir mücadele yöntemi’ olduğunu göstermiştir.
Ancak bu süreçte İslam’a zarar veren siyasal tavizler, bazı çevrelerde ciddi endişelere yol açmıştır.
Sonuç:
Laik sistemde oy kullanma meselesi bir ‘niyet ve maslahat’ meselesidir.
Eğer bir Müslüman, İslam’a en az zarar verecek adayı destekliyorsa ve niyeti Allah rızasıysa, bu bir sorumluluktur. Ama oy, sistemin tamamını meşrulaştırma ya da İslam’dan taviz verme amacı taşıyorsa, bu ciddi bir tehlikedir. Bu konuda en doğru yaklaşım; zararı azaltmak, maslahatı gözetmek ve her durumda İslam’ın ahkâmını yüceltmeyi hedeflemektir.
Laik ve demokrasi ile yönetilen ülkelerde oy kullanmak caiz midir sorusu günümüzde sıkça tartışılan bir meseledir. Bu konuda iki ana görüş vardır, caiz diyenler ve haram diyenler. Her iki görüşün de kendine göre dayandıkları şartları vardır.
Caizdir Görüşü:
Bu görüşe Göre oy kullanmak bir ibadet değil amaçtır. Amaç İslam’a daha yakın veya daha az zararlı olan bir yöneticiyi seçmektir. Delilleri ise ‘Zulmü azaltma ilkesi yani zulme rıza göstermek zulümdür, oy vererek zalim olmayanı tercih etmek mümkündür’ İkinci delil ise maslahat prensibi yani ‘Zararı en aza indirmek dinin geçerli bir gerekçesidir’ Üçüncü örnek ise hz. Yusuf’un örneği ‘Mısır’da gayrimüslim bir yönetimde Maliye Bakanlığı yapmıştır’ Buna göre aday İslam’a açıkça düşman olmamalıdır. İslam’a en az zarar verecek olanı tercih etmelidir. Oy kullanmanın amacı dine ve topluma hizmet olmalıdır. Caiz oluşunu destekleyenler ise, Yusuf El Karadavi, Ali El Tantavi ve Mevdudi ve bazı çağdaş Selefilerdir.
Caiz Değildir Görüşü:
Bu görüşte olanlara göre oy kullanmak tağudi bir sistemin parçası olmak anlamına gelir ve caiz değildir. Delilleri ise Yusuf süresindeki ‘Hüküm yalnız Allah’a aittir’ ayetidir. İkinci delilleri ise ‘Egemenliğin halka verilmesi’ İnsanları Allah’ın hükümleri yerine kendi arzularına göre yöneten sistem şirktir. Üçüncü delilleri ise ‘Sistemi meşrulaştırma riski’ Oy vermekle batıl bir düzen desteklenmiş olur. Buna göre, Laik sistemin temelinde Allah’ın hükmü değil, beşeri kanunlar vardır. Oy vermek bu düzeni onaylamak ve meşrulaştırmak anlamına gelir. Hak ile batıl karışmaz, bu yüzden uzak durulmalıdır.
Her iki görüşte aslında samimi görüşlerini ortaya koymuşlardır. Lakin kahir çoğunlukla Alimler ‘Ehveni şer’ ilkesine dayanarak oy vermenin caiz olduğunu ancak, bu tercihin bir ibadet değil sorumluluk olduğuna dikkat çekerler. Her Müslüman bulunduğu şartları iyi analiz etmeli ve her işinde olduğu gibi burada da Allah’ın rızasına göre hareket etmesi lazımdır. Caiz olmadığını savunanlar ise, Bazı Selefi gruplar, Hizbut Tahrir ve Tekfirci guruplar.
Yukarıda oy kullanmak caizdir veya değildir görüşlerini açıkladık. Bundan sonra gelin bu konuyu derinlemesine izah edip Müslümanların hayrına olacak bir sonuca ulaşalım inşallah. Öncelikle bu ve benzeri meseleleri tartışırken öne sürülen ayetlerin Müslümanlar için mi indirilmiş yoksa kafirler için mi indirilmiş olduğunu iyi bilmemiz gereklidir. Tabi ben bu meseleyi izah ederken kendi şahsi görüşümü de peşinen belirtmeyi daha hayırlı görüyorum. Ben oy kullanmayı her ne kadar uygun görenlerden biri olsam dahi, kesinlikle oy kullanmam? Buda benim acizane kendi iç dünyam ile alakalı bir düşüncemdir ve beni bağlar. Buna göre; Oy kullananları da tekfir etmem, kullanmayanları da. Bunu belirttikten sonra meselemizi anlatmaya devam edelim.
Günümüzde ve özelliklede sosyal ağlarda bu ve benzeri meseleler yüzünden Müslümanlar bir birleri ile adeta düşman olmuşlardır! Ben ise bu duruma belki en fazla üzülenlerden biriyimdir. Oy kullanmayı red edenlerin öne sürdükleri ayetlere baktığımızda kafirler (Yahudi veya Hıristiyan) toplumu için göderilmiş ayetleri alıp, sanki Allah Teala bunu Müslümanlara söylüyor gibi süsleyip Müslümanlara kafir demek için kullandıklarını görüyoruz! O bahsi geçen ayet ise Maide 44 ‘Kim Allah’ın indirdikleri ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir’ Bu ayetin açıklamasına baktığımızda burada ki ikaz aslında Müslümanlara değil, Yahudi din adamlarına bir hitaptır. Çünkü onlar Kur’anı bırakıp Tevrat’ın hükmünü kabul ediyorlar. Bu suredeki 44 ve 45 Yahudiler için, 47 ise Hıristiyanlar için bir hükümdür.
Tabi Kur’anın evrensellik özelliğini de göz önünde bulundurursak, bu hitap genelde bütün insanlık için uyulması kat’i olan bir hükümdür. Lakin, bu gibi ayetleri tabiri caizse cımbız ile çekip bunu Allah sanki oy kullananlara özellikle söylüyormuş gibi tevil etmek vicdansızlıktır! Malumunuz dünyada şuan Yahudi de Hıristiyan da mevcuttur. Doğal olarak bu ayete evrensellik boyutundan bakarsak şayet, kıyamete kadar yaşayacak olan bu ehli kitaplar için geçerli bir hüküm olacaktır zaten?
İşte evrensel derken bunu kastediyoruz. Yoksa Müslümanların Kitabı zaten Kur’an dır. Eğer biz Müslümanlar Kur’anın değil de Tevrat’ın veya İncil’in hükümleri ile hükmetseydik bu ikaz bizler içinde geçerli olacaktı elbet. Yalnız şu kadarı var ki, bu ayette hitap edilen Yahudileri saymazsak, geriye kalan ‘Hüküm’ kısımları elbette bütün insanlığa bir hitaptır. Sanırım bu ve benzeri ayetleri nasıl anlamamız gerektiğini azda olsa anlamış olduk inşallah.
Oy kullanmak günah mıdır meselesi aslında kişinin dini ve siyasi görüşlerine göre, mezhebine ve içinde bulunduğu toplumun şartlarına göre farklı şekillerde cevaplanabilir. Alimler ise bu konuda iki ayrı görüşe sahiptirler. Caizdir veya değildir diye. Zaten yukarıda bahsetmiştik bundan. Caizdir diyenlerin ortak fikri ise, iyiliği emreden kötülüğü engelleyen yöneticilerin başa geçmesini desteklemek gereklidir demeleridir. Bunu da Maide Suresinde ki ‘İyilik ve Takva üzerine yardımlaşın’ ayetinin manasına getiriyorlar.
Ayrıca demokratik sistemlerde kötülüğü önlemenin bir yolu da oy kullanmaktır deniliyor. Yani ‘Şer’e karşı en azın dan daha az Şer’e yönelmek’ deniliyor. İmam Gazzali kendi döneminde ki olaylara isnaden ‘En az zararlı olanı’ seçmenin eftal olacağını bildiriyor. Aslında aylar önce bende bu mesele ile alakalı sosyal ağlarda küçük bir makalemi paylaşmıştım.
Orada bir kuyu meselesi anlatmıştım? Şöyle ki; Adamın biri su ihtiyacını gidermek için kuyu kenarına gelir ve kuyuya girmek ister. Lakin bineği olan atının kaçmaması için kuyu kenarına bir kazık çakıp atını bağlar. İşini bitirip gidecekken kazığı sökmek ister lakin başka birinin işine yarar diye orada bırakıp gidiyor. Az sonra başka bir atlı gelip atını kazığa bağlayıp kuyudan su çıkarıp içer. Tam gidecekken birilerinin gelip kazığa takılıp kuyuya düşmemesi için kazığı söker.
Burada ki meseleyi anlatmamın sebebi, oy kullanmak isteyenler ile kullanmak istemeyenlere bir örnek niteliği taşısın diye anlattım. Görünüşte hem kazığı çakan adamın niyeti gayet güzel, hem de sökenin niyeti güzel. Her iki tarafta niyet olarak güzel iş yapmış oldu değil mi? Biri insanlara faideli olsun diye kazığı çaktı, diğeri ise insanlara zararı olmasın diye kazığı söktü. Zaten Allah kullarının işlerine değil, niyetlerine bakar. İşte oy kullanan veya kullanmayanların durumu da bu kazık çakan ile sökenin durumuna benzer?
Bir taraf ülkeyi daha zalim ve kafirliğini açıkça dile getirenlere teslim etmemek için oy kullanır iken, diğer taraf ise, kullanacağı oylar sebebi yönetimin yapacağı her zulme ortak olacağını düşünüp bundan dolayı oy kullanmıyor. Baktığımızda her iki tarafta haklı gözüküyor aslında. Tıpkı kazığı çakan ile söken gibi. Tabi bu bu olayın akli bir bakış açısıdır? Bunun kesinlik kazanmasını için nakli delil şarttır. Bildiğiniz üzere Kur’an öyle bildiğimiz gibi bir tarih veya felsefe kitabı değildir. Dolayısı ile öyle her şeyden de bahsedemez? Bahsetmiş olsaydı zaten Bir cilt değil de yüzlerce cilt olması gerekliydi.
Bu sebepten oy kullanmak veya kullanmamak ile alakalı kesin bir hüküm yoktur. Bizler bu gibi durumlarda ulemanın (Müçtehit Alimlerin, Fakihlerin) Kur’an dan çıkardığı hükümler ile ancak yetinebiliriz. Birde Peygamber’in bu gibi hususlarda aldığı tavırları veya sözleri ile anlayıp, son olarak da Sahabe-i Kiram efendilerimizin uygulamalarına bakarız. Burada bahsettiğimiz örnekler Müslümanların iki ana kaynağını oluşturmaktadır. Kitap ve Sünnet.
Bu iki kaynaktan sonra, ulemanın kullandığı icma ve kıyas da Müslümanların kaynaklarındandır. İşte bu dört kaynak Müslümanların uyması gereken şer’i delillerdendir. Kur’an da hükmü bulunamayan meseleler hakkında bu delillere bakarız. Burada da bulamasak şayet, Hz. Peygamberin Muaz Bin Cebel ile aralarında geçen şu usulü takip ederiz ‘Kur’ana bakarım. Orada bulamasan. Peygamberin sünnetine bakarım. Orada da bulamasan. Kendi içtihatım ile hükmederim’
Dolayısı ile oy kullanma veya kullanmama ile görüşlerin tamamı zanni ve aklidir laklin şer’i değildir. Siz bakmayın öyle Kur’an da şu veya bu ayet oy kullanmaya onay veriyor veya vermiyor gibi sözlere! Bunlar tamamen zanni olarak varılan sonuçlardır. Dolayısı ile bu gibi meseleler yıllardan beri Müslümanların başına bela olmuş ve olmaya da devam edecek meselelerdir. Ne Maide 44 ne, Ali İmran 104, ne Hz. Yusuf’un Mısıra Maliye bakanı olması, ne Maide Suresindeki ‘İyiliği emredin ve yardımlaşın’ gibi diğer en çok kullanılan ayetler, ne oy kullanmanın kabulünü nede red’dini gösteren açık delillerdir.
İşte biz bu sebepten dolayı oy kullanmıyoruz ve kullananlara da itiraz etmiyoruz? Kısacası, kullansan bir dert, kullanmasan bir dert, işte böyle bir meseledir oy meselesi. Tıpkı Kelam da cevabının verilmesi herkes tarafından mümkün olmayan şu soru gibi ‘Allah kaldıramayacağı kadar ağır bir taşı yaratabilir mi’ gibi bir mesele?
Bu soruya evet deseniz de yanlış, hayır deseniz de yanlış! İşte oy kullanmak veya kullanmamakta böyle muallakta kalan bir meseledir. Oy verseniz bir dert, vermezseniz bin dert? Yukarıda ki sorunun cevabına gelince de, onu da inşallah İlmi meseleler hakkında yazacağımız diğer kitabımız da anlatalım inşallah… Ve bu meseleyi de burada sonlandıralım. Çünkü bu konu hakkında yüzlerce sayfa yazı da yazsam her iki tarafı da ikna edemeyeceğimi biliyorum?
Son söz:
Oy Sorumluluktur, Vebaldir. İslam’da oy vermek, sadece bir tercihten ibaret değildir; aynı zamanda bir şahitliktir, bir tercihi Allah katında savunabilme sorumluluğudur. Oy kullanmak, meşru sınırlar içinde ve maslahat gözetilerek yapılırsa bir çeşit emaneti yerine getirmektir. Ancak hak ile bâtıl arasında bir ayrım yapmaksızın, sırf menfaat veya taassupla verilen her oy, Allah katında bir vebal olabilir.
Müslüman, reyini verirken değil; Hesabını verirken ne söyleyeceğini düşünmelidir. Zira Allah (cc) ‘Kime destek oldun, kimi hakka yaklaştırdın, kime meyil gösterdin’ diye mutlaka soracaktır! Bu bağlamda, mesele sadece sandığa gitmek değil; vicdanla, bilgiyle ve ahiret şuuru ile tercihte bulunmaktır. Oy, bir yöneliştir; Ya hakka şahitlik eder, ya da batıla destek olur. Unutulmamalıdır ki: ‘Zulme rıza, zulüm; Zulmü destek ise İslam’a hıyanettir’
Kaynak: Celal Yağmur’un Türkiye’de İslam kitabından